Otomasyon dergisi, Türkiye'nin otomasyon konusundaki ilk ve en köklü dergisidir. 1992 yılında “Türkiye’de Otomasyonsuz Fabrika Kalmasın” sloganıyla yola çıkan dergi, Türkiye endüstrisinin otomasyon konusunda bilgilendirilmesini kendisine misyon edinmiştir. Dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeleri anında okuruna iletmeyi; otomasyon alanında yapılacak yatırımların, doğru ve kârlı olabilmesi için yol gösterici bir rol oynamayı amaçlamıştır.

AKADEMİK MOTİVASYONDAN ENDÜSTRİYEL MOTİVASYONA GİDEN SÜREÇ: “UTIS”

EMRE ÖZLÜ

BU YIL 10. KEZ DÜZENLENEN UTIS, DÜNYADAN VE TÜRKİYE’DEN BİRÇOK TALAŞLI İMALAT UZMANINI BİR ARAYA GETİRDİ. GELECEĞİN ÜRETİMİNE YÖN VERECEK AKILLI ÜRETİM TEKNOLOJİLERİ, PROGRAM KAPSAMINDA ÇEŞİTLİ PANELLERLE VE SUNUMLARLA KATILIMCILARA ANLATILDI. ÜRETİMİN İNOVASYONDAN GEÇTİĞİNE İNANDIĞIMIZ BU ÇAĞDA UTIS YÜRÜTME KURULU TEMSİLCİ EMRE ÖZLÜ İLE DİJİTAL DÖNÜŞÜM KAPSAMINDAKİ GELİŞMELERİ KONUŞTUK.

UTIS hakkında kısaca bilgi alabilir miyiz?

Uluslararası talaşlı imalatı sempozyumu 2019 yılında akademisyenlerin bir araya gelerek öğrencilerin yaptıkları çalışmaları birbirlerine sunmak için senede bir kez düzenlenen bir sempozyum. İlk üç sene Türkiye’deki akademisyenleri bir araya getirme çabalarıyla ilerledi ve bu konuda gerçekten çalışanları bir araya getirmeyi başardı bu organizasyon. Bu süre içerisinde endüstrinin de ilgisini çekti. Endüstrinin de bu konuya karşı bir merakı varmış ki onlar da sponsor olarak gelmeye başladılar. Etkinlikte her sene farklı bir kongre başkanı oluyordu ve her sene değişerek başka bir üniversiteye geçiyordu. 7’nci kongreden sonra anlaşıldı ki daha profesyonel bir şekilde ilerlemek gerekiyor. 2017 yılında UTİS, yürütme kurulu temsilcisi olarak beni seçti. Nanprofit bir grup olduğumuz için, endüstri ve akademiden gelen istekleri oturup tartışabiliyoruz. Bütçeye göre istekleri değerlendirip öyle ilerliyoruz. Bu şekilde ilerlerken neokongre kavramı ortaya çıktı. Bu kongrelere yüzde 90 akademisyen, yüzde 10’da endüstriden katılım oluyor. Orada da akademisyenlerin kendi programları var. Olay aslında tamamen akademik motivasyon. Fuarlara baktığımızda ise sürecin daha çok endüstri motivasyonlu ilerlediğini görüyoruz. Bu da çok güzel bir şey tabii.

Bir sürü firmayla iletişime geçme şansınız oluyor. Utis etkinliğinin bu algıyı biraz yıktığını gözlemliyoruz. Buraya hem endüstriden firmalar hem de akademisyenler geliyor. Talaşlı imalatı sahiplenen ve gerçekten ilgilenen kitlenin buraya gelmesi her iki taraf için yeni iş fırsatları yaratma anlamına geliyor aslında.

Etkinlik kapsamında bu sene ne gibi değişiklikler gözlemliyorsunuz?

Öncelikle katılımcı sayımız oldukça arttı. %70 endüstriden katılım, %30’da üniversiteden katılım var. 105 tane katılımcı firma, 34 tane de üniversite var. 3 gün boyunca 81 adet sunum, 8 adet açılış ve tema sunumu, 6 adet panel, 1 adet kaplamalar üzerine özel oturum, 1 adet seminer ve 1 adet çalıştay gerçekleştirildi. Akademik sunumların bir kısmı üniversite sanayi iş birliğini içeren çalışmalar şeklinde oluyor. Bu seneki mottolarımız dijital girişim ve “smartcamp aplication’du” aslında. Bununla ilgili de iki tane panel düzenledik ve panelist olarak 4 firmayı ağırladık. Bunlardan biri camp firması olan Open Mind bir diğeri ise, amerikalı bir firma olan AAT 3D. Bu firmalar tezgah üzerinde ölçüm alarak, takım yolunu değiştirerek parçanın tolerans hassasiyetini artırmaya yönelik bir takım çalışmalar yürütüyor. Gerçekten akıllı yazılım uygulamasını dünyada ilk yapan firmalar diyebilirim. Üçüncü firma ise yerli bir şirket olan Manus. Manus, post processor üretiyor.

Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen bu paneller firmalara geçmişte neler yaptıklarını ve gelecek için nasıl bir yol haritası çizmeleri gerektiğini gösteriyor. Bu kapsamda müşterilerin istekleri nasıl karşılanabilir, tasarlanabilir ya da endüstrinin ihtiyacı olan ve endüstrinin farkıda olmadığı bir eşleşme var mı bu konuların tartışılmasının önü açılıyor. Geçmiş ve şimdinin değerlendirilmesi yapıldığında uzman insanlar, eğitim, post proses ve yazılım anlamında gerçekten çok ciddi farklar olduğunu ortaya koydu. Bunun iki yönü var aslında; birleştirdiği parçaların kompleks haline gelmesi ve bilgisayar teknolojilerinin yavaş yavaş imalata karşı yönelmesi. İnterdisipliner dediğimiz farklı uzmanlık alanlarının birbirine yaklaşması ve farkındalığın artmasıyla yazılım dünyası da elektrikçiler de imalata yaklaşıyor ve bu tip çözümler artıyor.

“VAR OLAN AMA FİRMALARIN ELİNDE OLMAYAN ÇÖZÜMLER”

Firmaların ve müşterilerin bazen ütopik istekleri olabiliyor. Çünkü yazılım konusu ülkemizde henüz çok oturmuş bir kavram değil. Örneğin, firmalar tezgaha, donanıma para verip yazılıma vermeyi pek tercih etmiyorlardı. Ancak günümüzde algılar değişiyor ve farkındalıklar başka bir boyuta geliyor. Yazılımda cad/cam teknolojileri tarafında bir yol açıldı ve firmalar yazılıma yatırım yapması gerektiğini anladılar. Artık firmaların ellerinde her şeyi yapabilecekleri aletleri, donanımları ve yazılımları bulunuyor. Bir sonraki aşama ise bu mevcut durumda verimliliği nasıl artırabiliriz sorusu oluyor.

“FİRMALARIN FARKINDA OLMADIĞI AMA SİZİN ELİNİZDE OLAN ÇÖZÜMLER”

Bu konularla uğraşan firmalar arada kalmış durumda aslında şu aralar. Ellerinde birtakım çözümler mevcut ancak bu çözümü ilettiklerinde aldığı reaksiyonlar zayıf. Var olan çözümleri endüstride bazen karşılık bulamıyor. Oturumda profesörlerden birinin değindiği güzel bir nokta vardı. Profesör, “Bir şeyi unutmayalım dijital dünyada evet her şey çok güzel ama bunların hepsi birer araç. Bir de gerçek fiziksel dünya var. Orada parçayı şekillendirmek ve şekillendirirken kullandığın takım, talaşı kaldırırken üzerine gelen kuvvetler, oluşan sıcaklıklar, sürtünmeler bunların hepsi senin parçanın verimliliğine ve senin parçayı üretim sürene etki ediyor. Bir de özellikle eğitim tarafında öğrencilere eğitim verirken sadece bu yazılımları kullanmayı değil bunların temellerinin de iyi anlatılmasının gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Hem firmaların çözümleri anlamında hem de eğitim anlamında hocamınız dediğine katılıyorum ancak yeni nesille ilgili bir sorun var. Üretime gelmek istemiyorlar. Sadece talaşlı imalat endüstrisinde de değil üstelik. İzlenen yöntemlerin değişmesi gerekiyor belki de. Gençler için çağın gerekliliği olan dijital tarafı öne plana çıkartıp arada da sahaya çıkartarak bir denge bulmak iyi bir yol olabilir. Üniversiteler bu anlamda çalışmalar yapmaya başladı diyebiliriz.

Metal kesme, optimizasyon ve analitik süreç modellemeleriyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Metal kesme ya da metal işleme süreçlerinin optimizasyonu dediğimizde amaç fonksiyonlarını belirlemek gerekiyor. Yani üretilen parçanın fiyatını mı düşürmek istiyoruz? Üretim zamanını mı düşürmek istiyoruz? Takım ömrünü mü artırmak istiyoruz? Yüzey kalitesini mi iyileştirmek istiyoruz? öncelikle bu soruları iyi belirlemek gerekiyor. Bununla beraber birden çok amaç da olabilir tabii. Örneğin, hem fiyatını azaltmak hem de yüzey kalitesini iyileştirmek istiyor olabilirsiniz. O zaman konuya amaç fonksiyonu etrafından bakıp, neleri değiştirmek istediğimizi gözlemlememiz gerekiyor. Amaç fonksiyonları kapsamında talaşlı imalat endüstrisinde genelde imalatın durumuna göre dört ya da beş tane alet seçilir.

Hangi takım tezgahında yapılacak, hangi takım tutucu kullanılacak, hangi tutucu kullanılacak ve kesme stratejisi ne olacak gibi bir planlama yapılır. Bunları belirledikten sonra bir de o kesme stratejisinde kullanılacak ilerleme, iş mili devri ve kesme derinlikleri gibi mekanik büyüklükler var. Bunların hepsinin optimum şartlarda seçilebileceği bir algoritma henüz mümkün değil. Çünkü bunlar birbirlerine matematiksel olarak non-linear bağlı.

Kullanılan yöntemler hakkında bilgi alabilir miyiz?

Endüstrinin en çok kullandığı yöntem için deneme yanılma yöntemi diyebilirim. Ortaya çıkan parçaları nasıl daha hızlı üretebiliriz, çeşitli takımları kullanarak en iyisini nasıl bulabilirizi görmek adına firmalar bu yöntemi çok kullanıyor. Ne kadar optimum seviyede amaçlarına ulaştıkları da muhtemelen değişiklik gösteriyordur. Bunun yanı sıra bir de analitik yöntemler mevcut. Yani bizler artık kesme sırasında oluşan fiziksel büyüklükleri hesaplayabiliyoruz. Bunları; kuvvetler dolayısıyla iş parçası ve takımda meydana gelen şekil değişiklikleri, titreşim olacak mı olmayacak mı, hangi takım yolunun stratejisinin diğerine göre ne kadar iyi olduğu gibi konuları hesaplama ve sıcaklıklar şeklinde sıralayabiliriz. Analitik modeli kullanan firmalar her şeyi çözer gibi bir iddiamız yok tabii. Çünkü üretim dünyası çok deterministik bir dünya değil. Örneğin, gelen malzeme lotunda sülfür oranı %0.1 fazla oluyor ve malzemenin davranışı değişiyor gibi stokastik durumlar ortaya çıkabiliyor. Ya da makine de zamanla çalıştıkça ilk günkü randımanı gösteremeyebiliyor, makinenin dinamiği değişebiliyor gibi bir sürü parametre var. Bu belirsizlik parametrelerine yönelecek stokastik yöntemler var analitik olarak. Ama onlar da optimum şartları sağlamıyor. İnsanlar artık derin öğrenme ve yapay zeka gibi öğrenme metodları uygulamaya çalışıyor. Bu metotlar üzerindeki araştırmalar devam ediyor. Bunun nedeni ise deterministik olmaması. Ama deterministik kısmı bile non-linear. O da kolay değil. Sektör olarak baktığımızda analitik modelleme yönetiminin özellikle havacılık endüstrisinde kullanıldığını görüyoruz. Çok pahalı parçalarla çalıştıklarından deneme yanılma şansları pek yok.

Otomotiv sektöründe süreç nasıl ilerliyor peki?

Otomotiv sektörü biraz daha şanslı. Çünkü parçalar çok ucuz. Yani ilk 1000 parçayı deneme yanılma yoluyla gözden çıkartabiliyorlar. Zaman anlamında da bizlere göre daha uzun vakitleri olabiliyor. Ancak o endüstride de süreçlerin bazen daha hızlanması gerekiyor. İşte o zaman analitik modellere geliyorlar. Bu anlamda bir farkındalık oluşmaya başladı diyebilirim.